16 Haziran 2017 Cuma

RAMAZAN BAYRAMI


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

                                      وَمَن يَعْتَصِم بِاللّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ      

   
MUBAREK RAMAZAN BAYRAMI TÜM İSLAM ALEMİNE                          
                         HAYILARA VESİLE OLSUN
                     






DOĞRU KAPINA GELMİŞEN

Döndüm sana ya müsteân, doğru kapınâ gelmişem

Lütfun dilerim El eman, doğru kapınâ gelmişem.

Ben etmişem hadsız günah, yok Sen’den özge bir penah,

Ey rahmeti bol pâdişah, doğru kapınâ gelmişem.

Geldim kapınâ bir garib, derd-i dil’e sensin tabib,

Reddeyleme Sen Yâ Mucib, doğru kapınâ gelmişem.

Ben eyledim cürm ü hata, Sânâ yarar afv ü atâ;

İrham bihakkil (Hâ ve Tâ, doğru kapınâ gelmişem.

Ozr’eyledim çün özüme, rahm’it Rahim dilsüz’üme,

Urma günâhım yüzüme, doğru kapınâ gelmişem.

Cürmüm egerçi bîhısap, hem defterimde yok sevab,

Sensin “Hakim” etme itâb, doğru kapınâ gelmişem.

Bir bende’yim gâyet zelil, ruy’im siyah ve hem hacil,

ŞAH NAKŞİBEND-imdir delil, doğru kapınâ gelmişem.

Geldim kapınâ bir esir, “Dest’im bigir, dest’im bigir”

Rahm’it banâ, ol Destigir; doğru kapınâ gelmişem.

Oldu işim cümle kusur, etmemişem ben hiç fütur,

Yarab senin adın: “Gafur”, doğru kapınâ gelmişem.

Daldım kesel deryâsınâ, uydum nefis gavgâsınâ,

La-teknetu fetvâsına, doğru kapınâ gelmişem.

Derd-i cil-e sensin devâ, dil hastasınâ ver şifâ,

Ya Rab bihakk’i Mustafâ, doğru kapınâ gelmişem.

Yandım İlahi el aman, nar-ı firák’a ben yanam,

Kârımdürür âh u figan, doğru kapınâ gelmişem.

Nuş eyledim aşk câmını, sundu bana şeyh Sâmini,

Ver Sen de vuslat kâmını, doğru kapınâ gelmişem.

Çektim sivâ’dan ben eli, buldum Sanâ doğru yolu,

Münkir bana desün: deli, doğru kapınâ gelmişem.

Yandırma nar-ı firkate, irgör İlahi vuslatâ,

Bahşit habibin hürmete, doğru kapınâ gelmişem.

Ad ile san’dan geçmişem, hem mâsivân’dan geçmişem,

Cism ile cân’dan geçmişem, doğru kapınâ gelmişem.

Çektim bu denlü firkati, bahşit İlâhi vuslatı;

Yârab Habib’in hürmeti, doğru kapınâ gelmişem.

Müznib, hakir, biçâreyim, bâbında bir âvâreyim,

Yârab kime yalvârayım, doğru kapınâ gelmişem.

BEDRİ gedâyım ben zelil, kılmış beni cürmüm alil,

Rahm’it banâ Sen Yâ Celil, doğru kapınâ gelmişem.

İmam Efendi(ks)









 KADİR GECESİ

1. Şüphesiz, biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik

2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin

3. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır

4. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.
5. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir
               
Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu(kur'an'ı )mübârek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız
Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir 

Hz.Ebu Hureyre(r.anh) Resulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin:

''Kim, inanarak ve sevabını Allah(cc)dan bekleyerek Kadir gecesini ibadetle geçirirse kendisinin geçmiş günahları bağışlanır.''
buyurduğunu söylemişdir.

Hz.Aişe (r.anh)şöyle demişdir
.
Resulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimiz:

Ramazanın son on günlerinde itikafa girer gecesini ihya eder 
Ailesini uyarır daha ciddi çalışır.

 Ramazan ayının son on gününde de başka zamanlarda göstermediği gayret ve çabayı gösterirlerdi
.ve
''Kadir gecesini Ramazanın son  on gününde arayınız'' buyururlardı

Hz. Aişe(r.anh) şöyle demişdir:
Resulullah sallallahu aleyhive sellem efendimize,ey Allah(cc)ın Resulu
Kadir gecesinin hangi  gece olduğunu bilecek olursam o gecede nasıl dua edeyim ? dedim
O da

''Allahumme inneke afuv vun tuhibu'l afve fa'fu anni''
 diye dua et buyurdular


''Allahım sen affedersin affetmeyide seversin benide affet''

 Allah(cc) ım mübarek kadir gecesinin hürmetine cümle ümmet'i MUHAMMED' in günahlarını affet sen affedersin affetmeyide seversin
AMİN
İTİKAF

İtikaf:Bir yere kapanarak ibadet etmek.İslamda ise ramazanda oruçlu iken herhangi bir mescidde kapanıp ibadetle meşgul olmak dır.
İtikaf lugat deyiminde bir şeye devam etmek manasındadır.Bir şeye devam eden kimseye de mutefik (itikaf yapan) denir.Şeriatta ise itikaf:Bir mescidde veya o hükümdeki bir yerde itikaf niyeti ile durmaktan ibarettir.

Hazreti Aişe (r.anh)dan rivayet edildiğine göre
Resulullah s.a.v. Ramazanın son on (aşr'ı ahirinde) gününde itikaf ederdi.Bu adeti seniyelerine,Allahın habibini vefata daveti zamanına kadar devam etmiştir.
     Sahıhi Buhar / 952
Hz.Aişe (r.a.)dan rivayed edildiğine göre
Nebi (s.a.v.) Bir sene Ramazanın (aşrıa hirinde) itikaf etmek istedi.İtikaf etmek istediği mahalle vardığında üç çadırın kurulmuş olduğunu gördü.Bunlar Hz.Aişe,Hz.Hafsa ve Hz.Zeynebin çadırı idi.Resulullah, bu çadırlarda nedir diye sordu.Ve hanımlarına ait olduğunu öğrenince bu yaptıklarını birrü takva mı zannederler?Buyurup sonra geri döndü ve itikaf buyurmadı.Ta Şevvalin aşr  (i evvel) inde  itikaf eyledi.
Resul'i ekrem (sav) efendimiz oruc un farz kılınmasıyla başlayarak ta vefatına kadar itikaf -ı terk etmemiş ve ashabınada itikaf etmelerini tavsiye buyurmuşlardır.İtikaf resulullah efendimizin terk etmeden yaptığı bir sünnetidir.müekked bir sünnettir.

Bakara suresinde de 

Bununla birlikte siz mescitlerde itikaf'ta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar.
                                                                                Bakara suresi/187
Hani, biz Kâbe'yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim'den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e şöyle emretmiştik: "Tavaf edenler, kendini ibadete(itikaf edeler) verenler, rukû ve secde edenler için evimi (Kâbe'yi)
tertemiz tutun."

                                                                               Bakara suresi/125

Ayeti kerimelerlede itikaf teşvik edilmiştir. ki İbrahim (as)dan ta Resulullah(sav) efendimize kadar itikaf devam edegelmiş dir.
İtkaf ın şartları:İtkaf yapacak kimsenin Müslüman ve Akıllı olması, ve itikafa niyet edilmesi Ve itikafa namaz kılınan bir camide
girlmesi.Oruçlu olmalı.sünnet olan ve en efdal olan ramazan ı şerifin son on gününde itkaf yapılmasıdır.
İtikaf müddetince yalnız zaruri(def'i hacat.abdest gusul )gibi ihtiyaçlarda dışarı çıkabilir.itikaf bozulmaz başka sebeblerden dışarı 
çıkarsa itikaf bozulur.camide yemeğini yiyebilir.
İtikafa niyet eden kimseye itikaf yapmak vacib olur.itikafı yapmazsa vacib'i terketmiş olur.
Müekked sünnettir. itikaf yapılması çok büyük sevabdır.
Ancak bazılarının dediği gibi sünneti kifaye değildir. Sünneti kifaye demek çok yanlış bir cümledir.çünki İslam dininde kimsenin yaptığı ibadetle başkasının kurtulması söz konusu değildir. 
Çünki Allah(cc) Zizal suresinde
O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.
Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir
Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir.
                                                                           Zilzal suresi/6-7-8
Bu tür fetvaları verenler in delilleri akıllarıdır.İslam dini ise akıl dini değildir.Vahyi ilahidir.Kimsenin yaptığı kimseyi 
kurtaramaz.Allah(cc)tüm ümmeti muhammedi bu tür akılcıların şerrinden muhafaza buyursun.
AMİN


26 Mayıs 2017 Cuma

RAMAZAN AYI VE ORUÇ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

                                          وَمَن يَعْتَصِم بِاللّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ         

MÜBAREK RAMAZAN AYI TÜM İSLAM ELEMİNE            
                      HAYIRLARA VESİLE OLSUN 
                                   


                                                  RAMAZAN VE ORUÇ


Ey iman edenler oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.


Bakara Süresi/183


Size farz kılınan oruç, sayılı günlerdedir. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan ise, diğer günlerde, tutamadığı günler sayısınca tutar. Ona dayanıp kalacaklar üzerine de bir yoksulu doyuracak kadar fidye gerekir. Her kim de hayrına fidyeyi artırırsa, hakkında daha hayırlıdır. Bununla beraber, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.


Bakara Süresi/184


 O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur'ân onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun. Kim de hasta, yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.


Bakara Süresi/185


Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah âyetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar.


Bakara suresi/187


De ki: Siz dininizi Allah(c.c)'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah(c.c) göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah(c.c) her şeyi hakkıyla bilendir.


Hucurat Suresi/16


Bu ayette Allah(cc) ın koyduğu dini değiştirenlere ve onun adına din tanzim edenlere ihtardır .


Bizim sahurumuzu kısıtlayan namazımızı vaktinden önce kıldıranlar bunun vebalini veremeyeceklerdir.


Resulullah efendimizin zamanında teleskop yoktu onlar tanyerine göre yiyip içiyorlardı onların oruçları sakatmı oldu da siz bizim oruçlarımızı  sağlam  etmek için mi  böyle bir uygulama başlattınız.Oruçlarımızı  teknolojiye bağladınız.korkum o ki sizler dinin helallerini haramlarınıda tıbba bağlarsınız sonrada tıp ve teknoloji dinini yayarsınız da müslümanları delalete düşürürsünüzde hesabını veremezsiniz.


Aşağıdaki hadisi şerif ise  onların ilmi durumlarını göstermektedir. Yani alim olmadıklarını göstermektedir.İşte sizler bu hadisi şerifteki delalatte olan ve delalete düşüren alimlersiniz.


ABDULLAH İBN-İ AMR radiyallahu anhuma  dan rivayete gore,


Nebi(sav)in şöyle buyurduğunu işittim, demiştir: Allah(cc)u Teala ilmi size ihsan buyurduktan sonra hafızanızdan söküp almaz. Lakin cemiyetin ilim adamlarını ilimleriyle beraber  cemiyet içinden alır. Artık kara cahil bir zümre kalır. O sırada halk bunlardan dini ihtiyaçlarını soracaklar. Onlar da (şahsi) rey ve arzularıyla cevap vererek, hem halkı idlal(doğrudan hakikatten ayırmak) edecekler, hem de kendileri delalette kalacaklar.


                                     Sahihi buhari muhtasarı Tecrid-i sarih tercemesi/2174


Ebu Hüreyre radiya-allahu anh-den


Resulullah sallalahu aleyhi vesellemin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:


Oruç bir kalkandır.(oruçluyu insani ihtiraslardankorur)Oruçlu kötü söz söylemesin! Oruçlu kendisiyle itişip dalaşmak isteyene iki kez ben oruçluyum desin.


Ruhum yed-i kudretinde olan  Allah(cc) yemin ederimki,Oruçlu ağızın  kokusu  Allah(cc)teala indinde misk kokusundan daha temizdir.(Cenab-ı Hak buyurmuştur ki:) Oruçlu kimse benim(rızam) için yemesini,içmesini,cinsi arzusunu bırakmıştır.Oruç doğrudan doğruya bana edilen (riya karışmayan) bir ibadettir.Onun (sayısız)ecrini de doğrudan doğruya ben veririm.Halbuki başka ibadetlerin hepsi on misliyle ödenmektedir.


Tecr. Sar. terc./897


Ebu Hüreyre (ra)den 


Resulullah(sav) efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmişdir.


Ramazan-ı şerif girdiğinde Cennet kapıları açılır .Cehennem kapıları da kapanır.Bütün şeytanlarda zincire vurulur.


Tecr. Sar. terc./900


Ebu Hüreyre (ra)den


Resulullah (sav) efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmişdir:;


Kim yalan söylemeyi, ve yalanla amel etmeyi bırakmazsa Cenab-ı hakO Kimsenin yemeyi içmeyi bırakmasına  hiç değer vermez.
Tec. Sar. Terc/901


Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "İslâm beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Kâbe'yi haccetmek, ramazan orucu tutmak."


 (Buhârî, Îman 1)


Yüce peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır


Ramazan ayına eriştiğinizde Oruca, hilalİ görünce oruca başlayın ve hilali görüncede orucu bitirin


Buhari kitab-ı  savm


ORUÇ:İbadet niyetiyle  sahurdan  iftar vaktine kadar,Yemekten içmekten cinsi münasebedten Nefsini men etmektir.


Ramazan  Orucu Hicretin  ikinci senesinde  Şaban  ayında farz kılınmıştır


Oruca niyyet etmek:Her hangi bir oruç olursa olsun kalben niyet edilirse olur niyet edilmese oruç olmaz Ramazan ayında ise sahura kalkmakta niyet etmek tir.Ancak niyet etmek şarttır.


Akşam iftar ederken şu duanın yapılması sünnettir.


Allahümme leke sumtu ve bike amentü ve aleyke tevekkeltü ve ala rızgıke eftartü ve sevmel ğadi min şehriramazane neveytü feğfirli ma kaddemtü vema ahertü


Anlamı:Allahım senin rızan için oruç tuttum  sana iman ettim sana güvendim senin verdiğin rızıkla iftar ettim(orucumu açtım)Ramazanın yarınki orucunada niyet ettim  benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla AMİN.


Oruç un farzolması nın  şartları:


1.İslam dinini kabul etmiş olmak(müslüman olmak)


2 akıllı olmak  yani aklı başında olmak (delişolanlara hiçbir ibadetin farz olmadığı gibi oruçta farzdeğildir)


3 Akıl baliğ: yani kendisini bilmek(erişkin olmak)


4 Ramazan ayında olmak (Ramazanın dışında tutulan oruçlar farz değil nafiledir)


5 Sağlıklı olmak özürlü olmamak(Doğuştan özürlü olanlar)


Orucu kazaya bırakmanın şartları:


1Yolcu olmak (seferi  yani evinin  yada memleketinin dışında olmak)Yolculuk müddetince tutamadıkları oruçlarını evlerine döndüklerinde kaza ederler tutarlar.


2 Geçici olarak hasta olamak(kadınların haiz hali,renkli,adetli)Hastalıklrı iyleşince oruçlarını kaza ederler tutarlar.


Kefaret nedir


Kefaret ramazan ayında orucunu kasten bozan kişiye verilen dini cezadırki  buna karşılık (60+1=61 günlük oruçtur birgün tutmadığı altmış günde cezadır)kefaret yalnız ramazan ayındaki oruç için dir. Nafile oruçlara uygulanmaz.Kefaret orucu tutmamanın değil orucu bozmanın cezasıdır.


Orucu bozan şeyler nelerdir:


1 Yemek


2 İçmek


3 Cinsi münasebette bulunmak


4 Oruçlu iken susuzluğu açlığı giderecek herhangi bir şeyi ağız dışından (iğne yada serumla almak) Hasta olanlar zaten oruçlarını kaza ederler oruçlu olupta hasta olmayanların böyle bir şey yapması orucu bozar)


5 Dişlerin arasında kalan nohut büyüklüğünde oln yiyecek


6 Ağız dolusu istifra etmek


7 Zevk için yapılan  şeylerde orucu bozar(sakız çiğnemek aşırı öpüşmek sevişmek ot kullanmak Sigara  enfiye esrar eroin alkol koklamak.)


Orucu bozmayan şeyler:


1 Unutarak yapılan hiçbirşey orucu bozmaz ancak takva bakımından kaza edilmesi sevabdır.


2 Göze ve kulağa damlatılnlar


3 Boğazdan içeri su kaçırmadan  boy abdesti almak(serinlemek maksadıyla olursa orucu bozar)


Tüm ibadetlerimizin esası Allah(cc) ın rızasını kazanmaktır dolayısıyla da ibadetlerimizde şüpheli oln her şeyden sakınmalıyız.


NAMAZ VAKİTLERİ


 İbn'i Abbas (r. a.) anlatıyor: Resülullah (s.a.v.) buyurdular ki: Cibril (a.s.) bana, Beytullah'ın yanında, iki kere imamlık yaptı. Bunlardan birincisinde öğleyi, gölge ayakkabı bağı kadarken kıldı. Sonra, ikindiyi her şey gölgesi kadarken kıldı. Sonra akşamı güneş battığı ve oruçlunun orucunu açtığı zaman kıldı. Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca kıldı. Sonra sabahı şafak sökünce ve oruçluya yemek haram olunca kıldı. İkinci sefer öğleyi, dünkü ikindinin vaktinde herşeyin gölgesi kendisi kadar olunca kıldı. Sonra ikindiyi, herşeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldı. Sonra akşamı, önceki vaktinde kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte biri gidince kıldı. Sonra sabahı, yeryüzü ağarınca kıldı.


Sonra Cibril (a.s.) bana yönelip:


Ey Muhammedl Bunlar senden önceki peygamberlerin (a.s) vaktidir. Namaz vakti de bu iki vakit arasında kalan zamandır! dedi.


Tirmizî, Salât 1, (149); Ebü Dâvud, Salât 2, (393)

16 Mart 2017 Perşembe

BİRLİK ZAMANI

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

                            وَمَن يَعْتَصِم بِاللّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ                            

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

BİRLİK ZAMANI

Hamd; alemleri yaratan, yaşatan, koruyan, rızıklandıran Allah(cc)’a ve Selam; onun son peygamberi ve alemlere rahmet olarak gönderdiği habibi resulu MUHAMMED (sav)’e ve tüm peygamberlerine ve onların al ve ashabına ve Allah(cc)’ın tek ilah olduğuna ve Hz MUHAMMED(sav)’ in onun kulu ve son peygamberi olduğuna inanların üzerine olsun.

Tefrika: Ayrılık, bozuşma, ara açılması, nifak birlik ve beraberliğin bozulması. Birlik ve beraberliği sağlayan unsurların ortadan kaldırılması. Tabii olarak da nifak ve düşmanlıkların artma, ardından da bölünmenin başlaması. Tarihin yazılmasının sebeplerinden en önemlisi ondan ders almaktır. Tarihi bilmez ve ders alamazsa, o milletin birliğinin bozulması daha kolay olur. Onun için büyüklerimiz tarihinden ibret almayı ancak geçmişe takılıp kalmamayı tavsiye etmişlerdir. Geçmişe takılırsak geleceğimizi inşa edemeyiz.

Yaşadığımız asırda başımıza gelenlerin sebebi birliğimizi ve berberliğimizi kaybettiğimiz içindir. Önce mezheplere bölündük; yetmedi cemaatlere, o da yetmedi ırklara bölündük; her ırk kendine bir din ihdas etti. Böylece ne birlik kaldı ne de beraberlik. Sebebi ise Yüce peygamberimizin sünnetlerini terk edip, cahil zümrelerin ardına düşmemizdir. Hadis-i şeriflerde bize açıkça bildirilmiş olduğu halde ayrılığa düştük. Bir olan Allah(cc)’a, aynı kitaba, aynı Peygambere inanıyoruz, aynı kıbleye yan yana omuz omuza duruyoruz ama sıra birbirimizi desteklemeye gelince neden dinimizle alay edenlerin safındayız hiç düşünmez misiniz?
Nedeni gayet açık. Ekonomik çıkarlarımız, partimizin cemaatimizin tarikatımızın derneklerimizin çıkarları. Halbuki kuran’ın ayetiyle Resulullah (sav)’ın hadisiyle biz müminler kardeş ilan edilmişiz. O halde neden kardeşlerimizi değil de başkalarını destekliyoruz ?

Tarihe bakarsak insanların birlik ve beraberlik içinde yaşadıkları dönemlerde mutlu ve huzurlu olarak yaşadıklarını, birliklerinin bozulduğunda da en acımasız savaşlara maruz kaldıklarını görürüz. İnsanları birlik ve beraberlik içinde tutan ve yaşatan ana unsurlar vardır ki bunlar olmazsa birlikten ve beraberlikten eser kalmaz. Bu unsurlar birlik ve beraberliğin olmazsa olmaz unsurlarıdır.

Tarih boyunca olan büyük savaşların geçmişte de günümüzde de dört ana sebebi vardır. Birinci ve en önemli sebep Din, ikincisi ekonomi, üçüncüsü vatan, dördüncüsü dil ve bayraktır. Fakat savaşa gönderilenlerin temel birliğindeki ana unsur ise dindir. Hiçbir insanın bu unsurlardan birkaçı olmadan savaşa ikna edemezsiniz.. Mutlaka din merkezli bahaneleriniz olursa o zaman değişir. İşte bugün batının demokrasi götürme adı altında yaptığı DİN savaşıdır. Günümüzde herkes in kendinden de saklamaya çalıştığı ana unsur dinler savaşıdır.

Milletlerin inanç birliği o kadar önemlidir ki hiç bir millet kendi inancında olmayan sembolü bayrak yapmaz. Örnek Müslümanların bayrağında hilal, Hıristiyanların bayrağında haç, Yahudilerin bayrağında yıldız vardır. Hiç biri birinin bayrağını kabul etmez. Vatanına dikmez.

O halde birlik ve beraberliğin ana unsuru din ve bayraktır, ırktır, dildir. Üçüncü unsur, bu değerlerin yaşanacağı coğrafya yani vatandır ki Vatan olmazsa bu unsurlar yaşamaz yaşatılmaz. Bu unsurların toplamına hürriyet ve bağımsızlık denir. Hürriyeti olmayanın hiçbir şeyi olmaz. HÜRRİYETİ OLMAYANIN DİNİ OLMAZ.

Milletler her zaman bu unsurlar için savaşırlar. Onun için bir milleti yıkmak, asimile etmek için en önemli şart dini yok etmek, dini değerleri değiştirmektir. Dini değiştirmek için o dinin mensuplarını, inanç ayrılıklarına düşürmektir. Bu başarılırsa o milletin artık birliği dağılmış olur. Sonunu ancak Allah(cc) bilir.

Yüce Mevlamız bu tehlikeye karşı insanları uyarıyor.

‘’Dinlerini parça parça edip gruplara ayıranlar var ya senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi yalnız Allah (cc)’a kalmıştır. Sonra Allah(cc) onlara yaptıklarını bildirecektir.’’
Enam Suresi/159


‘’Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın .Bunlardan ) her fırka , kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.’’
Rum Suresi/32

Dinlerini parçalayanların insanlara zararlı olduğunu ve bundan dolayı cezaya çarpılacaklarını da çok açıkça bizlere bildiriyor, ikaz ediyor, tavsiye ediyor ve uyarıyor.

Buyuruyor ki; ‘’Hep birlikte Allah(cc) ın ipine (İslam'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah(cc)’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de, O gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kişiler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah(cc) size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.’’
Ali-İmran Suresi/103


Ayrılığa neden düşüyoruz? Birinci sebep dinimizi bilmiyoruz! Emirlerini bilmiyoruz! Çünkü batı üç yüz yıldır bizi dinimizden uzaklaştırdı. Nasıl yaptı bilmiyorsanız doğrusunu öğrenin. Ama yaşanan hayata bakarak öğrenin. İki sihirli kelimeyle bizi parçaladılar "demokrasi ve laiklik.’’

Demokrasi; özgürlük (azınlığın çoğunluğa tabi olması), laiklik ise din ile devlet işlerinin ayrı olması. Özgür olacaksınız denince dinimizi bıraktık özgürlüğü tercih ettik. O zaman dinimizle yasalar arsında bocaladık. Tam da batının istediği gibi olduk. İçimizdeki gizli adamlarıyla hemen din gayreti çığırtkanlığı, propagandasını başlattılar. Biz de din gayretiyle dinimizi kurtarma telaşına düştük. Demokrasinin özgürlüğüne sarıldık. Asıl işte o zaman tuzağa düştük. Neden derseniz partileşmeye başladık. Zaten yıllarca yapılan çabalarla ayrılmış olan din adamlarımızın her biri bir partiyi tuttu; biz de peşlerinden koştuk. Geçen zaman içerisinde biz birbirimize karşı savaşa başladık ve devletlerimizi yıktık, perişan ettik ama yine ders alamadık. Nedeni ise artık elimizde İslam adına sadece namazımız kaldı.
İslam’ın tüm değerlerini tüm hükümlerini partimizin ya da cemaatimizin liderinin sözünde gördük. Maalesef işte laik, demokratik, bölünmüş, parçalanmış ve dağılmış bir ümmet haline geldik.

ABDULLAH İBN-İ AMR radiyallahu anhuma dan rivayete göre:
Nebi(sav)in şöyle buyurduğunu işittim demiştir: Allah(cc)u Teala ilmi size ihsan buyurduktan sonra hafızanızdan söküp almaz. Lakin cemiyetin ilim adamlarını ilimleriyle beraber cemiyet içinden alır. Artık kara cahil bir zümre kalır. O sırada halk bunlardan dini ihtiyaçlarını
soracaklar. Onlar da (şahsi) rey ve arzularıyla cevap vererek hem halkı idlal (doğrudan hakikatten ayırmak) edecekler, hem de kendileri delalette kalacaklar.

(Sahihi buhari muhtasarı Tecrid-i sarih tercemesi/2174

İŞTE BU HADİS-İ ŞERİF BİZİM İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DURUMUN ÖZETİDİR.

Eğer kuran ve sünnete tabi olursak ümmet olarak birliği beraberliği kardeşliği seçeriz ve şu ayeti kerimeyi düstur ediniriz de İnşallah birlik ve beraberlik içinde kurtuluruz.

‘’ Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin, sizden olan yetkililere de. Sonra bir şeyde anlaşmazlığa düştünüz mü, hemen Allah(cc)'a ve Peygamberine arz edin onu, eğer Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanan müminler iseniz bu hem hayırlı hem de netice itibariyle daha güzeldir.’’

Nisa Suresi/59

Bizler ne zaman ihtilafa düştükse hep cahillere sorduk, akıllarına uyduk. Halbuki kuran ve sünnete göre çözüm arasaydık asla ayrılığa düşmezdik, çünkü hakikate tabi olurduk .

Bakınız Resulullah(sav) ne buyurmuşlar? Çözüm bundadır.
Ebu Hureyre (r.a)dan Resulullah (sav) efendimiz şöyle buyurmuştur. Zandan sakınınız. Çünkü zan sözün en yalanıdır. Kulak hırsızlığı yapmayınız. Gizli, mahrem konuları araştırmayınız. Birbirinizle yarışa tutuşmayınız. Birbirinize kıskançlık yapmayınız. Birbirinize kızmayınız. Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Ey Allah(cc)’ın kulları! Size emredildiği gibi kardeş olunuz. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, Ona haksızlık, (zulüm)etmez. Onu yalnız bırakmaz, onu küçük göstermez.

Şüphesiz Allah(cc) sizin ne şekillerinize ne de dış görünüşünüze bakar. O ancak sizin kalplerinize ve yaptığınız işlerinize(amellerinize) bakar.

Riyazüssalihin/ 1574

Basireti olan kalbine kulak verir, geçmişten ibret alır, dünya ve ahiretini kurtarır. Dünya hayatının süsüne aldanıp da Allah(cc)’ın emirlerinden ayrılmaz. Kalpleri kör olanların ardına düşmezler. Kendi gayesi için insanların canlarına kast etmez. İnsanları aldatmaz, zalimlerle dost olmaz, söz verdiği zaman da sözünde durursa işte o gerçek mümindir, basiret sahibidir. Allah (cc) tüm insanların basiretini açsın da kur-andan ders alsınlar.
Tefrikaya düşen milletlerden de ders alalım da ayrılığa düşmeyelim. Birlik zamanı bir olalım, kurtulalım. Çünkü Allah(cc)’ın Rahmeti ‘’BİRLİK’’tedir.

Dolayısıyla bulunduğumuz hal kendi istediğimize göre, bulunduğumuz duruma göre Yüce Rabbimizin bize verdiğidir. Tefrika ile ilgili yazdıklarımızı İstiklal Marşı şairimiz Merhum Mehmet Akif Ersoy iki mısrada ne güzel anlatıyor.

‘’Girmeden bir millete tefrika düşman giremez.
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.’’

17 Eylül 2016 Cumartesi

YENİ DİNLERİMİZ HAYIRLI OLSUN


                                                     

                                 YENİ DİNLERİMİZ HAYIRLI OLSUN

                         بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

                         وَمَن يَعْتَصِم بِاللّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
                            
                                   DEMOKRASİ ŞEHİTLERİMİZE SELAM OLSUN !                                                                 
HAMD alemleri yaratan, yaşatan ve koruyan Allah(cc) a selatü selam, onun kulu ve resulu olan Hz.Muhammed (sav)e, bütün peygamberlere, peygamberlerin ashabına ve tüm İslam a inananların üzerlerine olsun.
 ‘’Nefsinin arzusunu ilâh edinen, Allah’ın; (hâlini) bildiği için saptırdığı ve kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?’’
                     Casiye suresi/23
‘’Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah(cc)a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah(cc)a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.’’
                   Nahl suresi/116
‘’Onları gördüğünde gövdeleri hoşuna gider. Bir şey konuşsalar sözlerine kulak verirsin. Onlar birbirine Hint kumaşı giydirilmiş kütük parçaları gibidirler. Her bağırtıyı aleyhlerinde zannederler.Onlardan sakın! Onlar düşmandır! Sakın onlardan! Allah onları kahretsin! Nasıl da aldatıp döndürülüyorlar!’’

                       Munafıkun suresi/4
‘’Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Şu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki gönüller körleşir.’’
           Hac suresi/46
  
Yirminci yüzyıl teknoloji çağıydı.Teknolojiyi elinde bulunduranlar gücü de ellerinde bulunduruyorlardı.Teknoloji satışından elde edilen gelirler katlandıkça, teknoloji satanların iştahı kabardıkça kabardı.Yirmi birinci yüzyıla girerken iletişim teknolojileri öylesine gelişmişti ki bilgi aktarımının hızı baş döndürücü bir hal aldı.Kolayca bilgiye ulaşmak, görüntülü haberleşmeler, bir insanın tek başına bir haber ajansı gibi çalışır duruma gelmesi…
Bütün bunların heyecan verici olduğu doğru. Ama bir de madalyonun öbür tarafına bakarsak; saf ve doğru bilginin yayılması ne kadar hızlı ve kolaysa asılsız,yanlış, çarpıtılmış bilginin yayılması da aynı süratte olmaktadır.
Bilgi hızının artışına paralel olarak bilgi kirliliği de çığ gibi büyüdü.İnsanlar bilgi bombardımanı altında,güvenilir gerçek bilgilere ulaşmak için fazladan zaman harcamak zorunda kalıyor. Bilgi çöplüğünden doğru bilgiye ulaşmak ise samanlıkta iğne aramaya eş değer hale geldi. Her konuda olduğu gibi dini konularda da bilgi kirliliği de ne yazık ki hızla yayıldı ve insanları çelişkilere şevketti.
Neye inanacaklarına şaşıran insanlar farkında olmadan dinlerinden uzaklaştılar. Öyle ki  din adamları da birbirlerini yalanlar hale geldiler. Dinin esaslarını akıllarıyla yorumlamaya başladılar. Böyle bir ortamda biz de has bel kader hakikatlerin  kuran ve sünnette olduğunu hatırlatmak için bu yazımızı yazdık. Say ve gayret bizden Tevfik ve inayet yüce mevlamızdan.
Bizi böyle bir çalışmaya iten en önemli sebep;  Gerçek ehl-i sünnet akidesinin iman, itikat ve amel gibi bu üç unsurunun yerine. akıl ve mantık la yapılan yorumlarla birlikte dinin aslından uzaklaştırılmasıdır. İslamın esasını teşkil eden iman, itikat ve amel konularının akıl ve mantıkla yorumlanması,Müslümanların ebedi hayatlarının mahvına sebep olmaktadır.İslamın esas ve usulü bir yana, teamülde bile olmayan Bid’at ve hurafeler o kadar yaygınlaştı ki bunlar adeta din yerine geçmeye başladı. Ne yazık ki günümüz alimleri de bu hususlarda çoğunluğa uyarak bunları göz ardı etmeye başladı. Halbuki yüce mevlamız;
‘’Yeryüzünde bulunan(insan) ların çoğuna uysan, seni Allâh'ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zannediyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.’’
                Enam suresi/116
‘’İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah(c.c) sakınasınız diye emretti.’’
            Enam suresi/153
Ebu said-i Hudri (r.anh)den şöyle rivayet olunmuştur; Resulullah(sav) in şöyle buyurduğunu işittim, ‘’Sizin içinizde öyle zümreler türeyecektir ki,Siz,onların namazlarının yanında kendi namazlarınızı, onların oruçlarının yanında kendi oruçlarınızı, Onların iyi işleri yanında kendi salih amellerinizi küçük göreceksiniz.Onlar kur-an da okuyacaklar.Ancak okudukları kuran hançerlerinden aşağıya  geçmez(onlar kur’ana uymayacaklar. )Okun avı  delip çıktığı gibi dinden çıkacaklar.Okun sahibi avı delip geçen okun uç kısmına(demirine) bakar kan izi göremez.’’
                            Tec. sar..sah.buh.tec.sar.terc./1783
Bu benzetme kişinin dinden nasıl bir suratle çıktığını izah etmektedir.Öyleki dinden çıkan kendisinin bile haberi olmaz
.
‘’Yalanı, ancak Allah(cc)ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.’’
        Nahl suresi/105
İman dan çıkaran en büyük fiil yalan söylemektir. Yalan söyleyen imandan çıkar. Bu dinden süratle çıkanların en büyük özellikleri yalancılıklarıdır. Eğer bir kişi yalan söylüyor. takiye yapıyorsa ondan hemen uzaklaşmalıyız. Yoksa biz de dinden çıkacak fiillere alışırız, imanımızdan oluruz. Kişinin dinden çıktığını ancak kuran ve sünnet ölçüsüyle anlayabiliriz. Dinden çıkan kimseler için kuranda yüce mevlamız  şöyle buyurmaktadır:
‘’Onlardan birçoğunun inkâr edenleri dost edindiklerini görürsün. And olsun ki kendileri için önceden (ahirete) gönderdikleri şey; Allah(cc)ın onlara gazap etmesi ne kötüdür! Onlar azap içinde ebedî kalıcıdırlar.’’
     Maide suresi/80
‘’Eğer Allah(cc)a, Peygamber’e ve ona indirilene (Kur’an’a) inanıyor olsalardı, onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fasık kimselerdir.’’
     Maide suresi/81
Bu ayet ve hadisleri bilen alimler var mı var! Ama bunları yazanlar söyleyenler var mı  onlar  yok. Neden? Çünkü yeni islam yeniden islam projesine uymaz. Dolayısıyla da onların işine gelmez.Sadece bu değil! Aldıkları eğitim onlara hakikati öğretmedi.Devlet, kuruluş felsefesine göre her konuda toplumu kendisine göre şekillendirir. Cumhuriyetin kuruluş felsefesi laiklik ilkesidir. Laik din adamları yetiştirmiştir. Onlar da laikliğe uygun davranmak zorundadır. İşte sorun burada başlıyor. Tamamı müslüman olan bir toplumu laik bir sisteme angaje etmek!. Asıl devlet için en büyük tehlike bura dan başlamıştır. Acaba cumhuriyeti kuranlar bu tehlikeyi bilmiyor muydu?
1907 yılı sonunda Paris'te tüm muhalif gruplar ve Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaksutyun)'un katılımı ile Ahmet Rıza, Prens Sabahaddin ve Malumyan'ın ortak başkanlığında II. Jön Türk Kongresi düzenlendi. Bu sefer dış müdahale konusu ortaya atılmadı ve üç gün süren kongre çalışmalarını 29 Aralık’ta tamamlayarak bir bildirge yayımladı.
Bu beyanname ile katılımcıların II. Abdülhamid’i tahttan inmeye zorlamak ve parlamenter bir yönetimin kurulması etrafında birleştikleri duyuruldu
Milli Mücadele kadrolarının büyük bölümü eski İttihatçılardan oluştu. Başta Mustafa Kemal olmak üzere Rauf, Fethi, Kâzım Karabekir, İsmet (İnönü), Celal (Bayar), Adnan (Adıvar), Şükrü, Rahmi, Çerkes Reşit, Çerkez Ethem, Bekir Sami, Yusuf Kemal, Celaleddin Arif, Ağaoğlu Ahmet, Recep (Peker), Şemsettin (Günaltay), Hüseyin Avni, Ziya Hurşit Beyler gibi milliyetçi liderlerin tümü eski İTC(ittihat ve terakki cemiyeti) kadroları ve hatta Teşkilat-ı Mahsusa görevlileri idiler.
İttihatçı hareketin basın ve propaganda sözcülerinden Ziya Gökalp, Mehmet Emin (Yurdakul), Mehmet Akif (Ersoy), Celal Nuri (İleri), Yunus Nadi (Abalıoğlu), Falih Rıfkı (Atay), Velid Ebüzziya ve diğerleri Milli Mücadele'nin de savunuculuğunu üstlendiler.
Evet bilmiyorlardı!. Çünkü  onların hepsi askerdi, gayeleri sadece gücü ele geçirmekti, toplumun durumunu ve vereceği tepkileri düşünemezlerdi. Arkalarında Paris londra ve Avrupa vardı. Hedeflerine ulaşmaktan başka hiç bir şeyi düşünemezlerdi.
Cumhuriyeti kurduktan sonra da aynı kadro yine dışarıdan yönetilmeye devam etti. 9 Ağustos 1928'de  latin harfleri Cumhuriyet Halk Partisi'nin Gülhane'deki galasına katılanlara tanıtıldı. 11 Ağustos'ta Cumhurbaşkanlığı hizmetlileri ve milletvekillerine, 15 Ağustos'ta da üniversite öğretim üyeleri ve edebiyatçılara yeni alfabe tanıtıldı. Türkiye'de 1 Kasım 1928 tarihinde de latin alfabesi kabul edildi.
Latin harflerine geçilmesi önerisi, 1923'te Kâzım Karabekir tarafından "İslam'ın bütünlüğüne zarar vereceği" gerekçesiyle reddedilmişti. Ancak tartışma basında geniş yer bulmuştu.
Tarihi bazı bilgilere bakınca şu anki durumu bir kıyaslarsak aklımıza bazı sorular takılıyor. Acaba cumhuriyeti kuranların körü körüne bağlı oldukları kişi yada kişiler mi vardı. Şayet yoksa cumhuriyeti kuranlar mı tamamı müslüman olan halkı dinden uzaklaştırmak istediler. Bence her ikisi de vardı. Neden mi ? Eğer akıl hocaları olmasaydı devrimlere gerek olmadan birlik içindeki halkı bölecek böyle hareketlerin içine girmelerine gerek yoktu.
İngiltere başbakanı David Lloyd George;‘'Şu elimdeki  Türklerin taptığı kitaptır. Kuranı Kerim... Biz bu milleti tam 300 yıldır bu kitaptan ayırmaya ve dinlerinden uzaklaştırmaya çalışıyoruz. Zira, bu kitap Türk'lerin elinde olduğu ve onlar bu kitaba göre amel ettiği  sürece, bütün dünyanın orduları bir araya gelse, yine de Türkleri yenemezler’’demişti.
Cumhuriyeti kuranların ingilizlere borcu vardı onun için harf devrimiyle kuran-ı kerim’in okumasını bile unutturmaları lazımdı. Sadece o da yetmez, ırkçılık da olmalıydı! Çünkü demografik yapı bozulmalı
Türkler zayıf bırakılmalıydı ki gelecekte yok edilmeleri kolay olsun. Yetmezdi! Kültürleri de değiştirilmeliydi!  Nasıl mı? Kıyafetleri, türküleri, oyunları ve sabah selamlaşmalarına kadar devlet her şeyi tanzim etmeliydi ve hemen  başlamıştı. Laiklik Avrupa da o tarihte sadece Fransa’da vardı. Yeni cumhuriyetin laik olması lazımdı. Çünkü İslam ülkelerinin gözünden düşürülüp yardımlarının kesilmesi gerekiyordu.
İşte; bu gün ülkemizin yaşadığı ve yaşayacağı sıkıntının temeli bu devrimlerle başlamış oldu..Amaç Türklerin elinden  kur'anı almaktı. Kur’andan uzaklaşan Müslümanlara adı İslam olan her dini kabul ettirmek daha kolay olacaktı.  Dini asimilasyon o tarih itibarıyla hızla başladı. Kurulan yüzlerce tarikat el altından piyasaya sürüldü. Hakiki ehl-i tarik devlet tarafından bozuk ilan edilerek ya sürgün edildi yada vatana ihanet suçundan idam edildi. Aydın din adamları süratle yetiştirilip camilere yerleştirildi. Yeni dinlerimiz hayırlı olsun.
Said (nursi)kürdi de bu menfur planın dini ayağının bir neferiydi ve görevini başarıyla yürüttü.’’ Muhammed-i Arabi Aleyhissalatü Vesselam’’ diyerek ırkçılığı ve ardından güney doğuda kürtçülük akımını başlattı. Dine sayısız bid’atı  yerleştirdi ve hatta Hırıstiyanların Müslüman olmasına gerek yok, hırıstiyan olabilirsiniz diye fetvasını da verdi.’’Ey ehl-i kitab! İslamiyeti kabul etmekte size bir meşakkat yoktur. Size ağır gelmesin!  Zira, size bütün bütün dininizi terk etmenizi emretmiyor. Ancak, itikadınızı ikmal ve yanınızda bulunan esasat-ı diniye üzere bina ediniz; diye teklifte bulunuyor’’. İşaretül icaz 1978 baskısı sahife 53)
Halefi (feto) da Muhammedi(sav) tasdik etmeye gerek görmüyor, (Yani La İlahe İllallah demek yeterlidir, Muhammedür Resulullah demeye gerek yoktur.) diyor.
Şimdi herkes soruyor bu (feto) deccalının ardına insanlar neden düşüyor?  İşte cevabı; 88 yıldır bu milletin inancına yapılan baskı ve onu sömüren deccallar!! Acaba batı bizi elindeki dini alternatiflerden hangisiyle vurmaya hazırlanıyor? Cevabı gayet açık. Dinde reform yapacağız, günümüze uymayan tüm hadisleri kitaplardan kaldıracağız. Hangi sünnete uyacağımıza  diyanet karar verecek!!! Bundan sonra da diyanetin bize dayatacağı yeni dine karşı oluşacak din temelli ayrışmalar…Dini bilmeyen dincilerle aydın olduğunu zanneden akılcıların savaşı… Allah(cc) bu yüce millete yardım etsin, işimiz ahirette zor.
‘’Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu hâlde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar
azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah(cc) yaptıklarınızdan habersiz değildir.’’
Bakara suresi/85 
                                                                                                                                          
Vesselamu ala menittebeal huda
esrari/2016

3 Eylül 2016 Cumartesi

HAC VE KURBAN

 

                                                           HAC VE KURBAN

Onda apaçık deliller, İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Ona bir yol bulabilenlerin Beyt'i haccetmesi Allah(cc)'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağni (kimseye muhtaç değil, her şey ona (muhtaç)tır.

                                                                             Al'i İmran suresi/97

"Yoluna gücü yeten her kimsenin o beyti haccetmesi insanlar üzerinde Allah(cc)ın bir hakkıdır"  ayetiyle hacc farz kılınmıştır.Peygamber efendimiz de ilk imkan senesinde hacc ibadetini yerine getirmiştir.Hac aylarında hac ile umrenin beraber yapılması veya yapılmamasına göre haccın üç çeşidi vardır.

1-- İfrad haccı: Mekkeye dışarıdan gelenlerin Mikat'dan yalnız hac niyetiyle ihrama girip Kudüm tavafını yaptıktan sonra hacla ilgili bütün fiiller bitinceye kadar Mekke de ihramlı olarak kalmaktır.Bu hacda umre bulunmayıp yalnız hac bulunduğundan ifrad haccı denir.

Mekkeden gelenlerin ihramsız geçmelerinin caiz olmayan mikat yerleri :Zülhuleyfe, Zati ırak, Cuhfe, Karn  ve yelemlemdir.2--Temettü haccı:Mikattan umre niyetiyle ihrama girip umre için tavafı ve say'ı yapıp tıraş olup ihramdan çıkmak,  tevriye gününde de haremden ihrama girerek haccı

tamamlamak.3--Kıran haccı:Mikattan hem umre hem hacca niyet ederek ihrama girip Mekkeye gelince önce umre için tavaf ve say sonra hac için kudüm tavafı ve say etmek ihramdan çıkmaksızın sonuna kadar hac fiillerini yapmak ve kurban kesmektir.

İhram,Vakfe ve tavaf, bu üç fiil gerek farz gerek nafile hac'ın farzlarıdır.İhram haccın şartı vakfe ve tavaf;ise rükünleridir.
Buna göre hacc'ın şartları, Rükünleri, vacibleri, Sünnetleri,Müstehabları, Yasakları vardır.A-- Rükünleri:Vakfe ve tavaftır.

B-- Şartları:Sahih olmasının şartı ve vacib olmasının şartı olmak üzere iki çeşittir.1-Sahih olmasının şartı müslüman olmak, niyyet ile ihrama girmek,kabede ve hac zamanında olmasıdır,Hac aylarından öncede sonrada hiçbiri sahih olmaz, hac olmaz.

2-- Vacib olmasının şartı.
a-vacib olmasının kendi şartıdır,b-Vaktinde olmasıc-Müslüman olmak
d-Hür olmake-Akıl baliğ olmak,f-Büluğ çağında olmak.g-Hac'a gitmeye  gücü olmakh-Hac'ın farz ollduğunu bilmek ve inanmak.
2 edasının (yerine getirme)vacib oluşunun şartlarıdır
a-Vücudun sağlıklı olmasıb-Hacc yolunun güvenli olmasıc-Kadınların iddet bekleme durumlarının olmaması
d-Yanında kocasının veya  bir mahreminin bulunması

VACİBLERİ
1--İhramı mikattan veya bir sakıncası yoksa daha önceden giymek.2--Arafat'ta vakfeyi,güneşin batışına kadar uzatmak.3--Müzdelife'de vakfe yapmak.
4--Kabe'yi tavaf etmek.5--Safa ile Merve arasında yedi Şavt say etmek.6--Tahsis edilen yerde taş atmak.7--Başını kazıtmak veya traş olmak8--Mekke'ye dışarıdan gelenlerin "tavaf'ı seder"veda tavafı yapmak.9--Tavaf'a Hacerül esved'den başlamak.10--Tavaf'ı sağdan yapmak.
11--Özrü yoksa tavaf'ı yürüyerek yapmak.
12--Tavaf'da abdestli olmak.
13--Avret yerlerini örtmek.
14--Tavafın yedi şavt'ından son üçünü yapmak(ilk dördü farzdır)
15--Sa'ya Safa'dan başlamak.
16--Kıran ve temettü hac'cı yapanlar ın kurban kesmesi.
17--Her yedi tavaf'dan sonra iki rekat namaz kılmak
18--Şeytan taşlama ile tıraş olma sırasına riayet etmek.
19--Kurbanı kurban kesme günlerinde kesmek(önce yada sonra kesmemek).
20--Tıraşı yerinde ve zamanında yapmak.
21--Ziyaret tavafını,Kurban bayramının ilk üç gününde yapmak.
Bu Vacib'lerden birisinin terk edilmesi halinde kurban kesmek gerekir(ceza kurbanı).
Hacc'ın sünnetleri

1--Kudüm tavafı yapmak, Mekkeye girince (Kabeyi tavaf etmek.)2--Kudüm tavafında veya farz tavafta tavafın üç şavtında "Remel"yapmak.3--Safa ile merve arasındaki yeşil direk arasında koşmak.
4--Tahsis edilen günlerde geceleyin mina da yatmak.5--Minadan arafata güneş doğduktan sonra, Müzdelife'den Mina'ya güneş doğmadan hareket etmek.Sünnetlerinden başka müstehapları vardır tafsilatlı bilgi için fıkıh kitaplarına bakılabilir.Hacc'ın yasakları:Buda iki çeşit tir.
1--Şahsın kendisine yasak olanlar
a-Cinsi münasebette bulunmak,b-Saç ve kıl kesmek,tırnak kesmek,c-Koku sürünmek,erkeklerin başını kadınların da yüzünü örtmesi erkeklerin dikişli birşey giymesi
2-Başkasına yapmaktan men edilen şeylerdira-Başkasını tıraş etmek,b-Gerek harem gerekse hill bölgesinde av yapmak.c-İhramdan çıkıncaya kadar bunların hiçbirisi yapılamaz,yapılırsa ceza lazım gelir.

Hac ve umreyi de Allah(cc) için tamam yapın.
Eğer bunlardan alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen bir kurban gönderin.Bununla beraber bu kurban, kesileceği yere varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin.İçinizden hasta olana veya başından bir rahatsızlığı bulunana tıraş için oruç veya sadaka yahut da kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Engellemeden kurtulduğunuz zaman da her kim hacca kadar umre ile sevab kazanmak isterse,
ona da kolayına gelen bir kurban gerekir.Bunu bulamayana ise üç gün hacda, yedi de döndüğünüzde ki tam on gün oruç tutması lazım gelir.Bu hüküm, ailesi Mescid- i Haram civarında oturmayanlar içindir.Allah(cc)'tan korkun ve bilin ki Allah(cc)'ın azabı gerçekten çok şiddetlidir.

                                                                                     Bakara suresi/196

Bu ayeti kerimede kurban bulamayanlara üç gününü hacda yedi gününüde evine gelince tutmak üzere on gün oruç tutmayı ,bu şekilde de kurban vacibini yerine getirmiş olacağını bildiriyor. İslam alimleri de bu hac daki üç günün bayram dan üç gün önce başlanmasının daha sevab olacağını düşünmüşlerdir.Kalan yedi gününü de evine gelince tutması şarttır.
Ümm-i Fadl (r.anh)adan gelen bir  rivayete göre.

Ümm-i  Fadl:Arafad'da Arefe günü Nebi(s.a.v)in oruçlu bulunmasından halk şek etmişti ben:Nebi sallahu aleyhi ve selleme bir bardak şerbet(süt) gönderdim Nebi sallalahu aleyhi vesellem de içti demiştir.

                                                          Sahihi Buhari tec.sarih tercemesi/811

Ümm-i Fadl :fad'lın annesi ismi lübabe'dir  Peygamber efendimizin amcası H.z.Abbas(r.anh)ın hanımıdır. Fadl büyük oğlu olduğundan bu isimle anılmıştır.
Efendimizin Zilhiccenin ilk on gününde oruç tutmadığına dair hadis kitaplarında Hz.Aişe(r.anh) validemizden rivayetler mevcuttur.Tuttuğuna dair hiçbir hadisi şerif yoktur. Dolayısı ilede zilhiccde oruç tutmak sünnet değildir Resulullah efendimizden bu aydaki orucun fazileti ilede ilgili hiçbir hadisi şerifte bulunmamaktadır.Onun için ilmi hal kitaplarındada yazılmamıştır.Peygamber efendimizin yaptığını söylediğini ve yapılmasını tavsiye ettiğini düşünürsek şayet zilhicce orucunu tutmuş olsaydı faziletini tutulmasınıda bildirirdi.Resulullah efendimizin yapmadığını yapmak ise asla uygun olmaz.Bunun faziletini söyleyenlerede mendup diyorlar (yapılması uygun)
.
Neye göre hadis yok bana göre uygun diyenler zaten bu dine olmadık bid'atları sokanlardır. Zilhicce ayı orucu diye bir oruç yoktur.Resulullah efendimizin tutmadığı tutmasınıda bildirmediği bu orucu tutmakta uygun değildir.fıkıh kitaplarında da tutulmasıyla ilgili bir hüküm yoktur.KURBAN
Kurban; yüce Allah(cc)a, bize ihsan buyurduğu varlığımıza bir şükran borcu olarak, belirtilen  zamanlarda  ibadet niyetiyle kesilen hayvana kurban denir.

Kurbanın hükmü İmam'ı Azam a göre "Rabbin için namaz kıl ve kurban kes"Ayetiyle vacip tir.Kurban kimlere vacip tir

1-Müslüman olmak.2-Akıllı olmak.3-Ergenlik çağında olmak.
4-Hür olmak.5-Yolcu veya misafir olmamak.6-80 gramdan fazla altını yada o kadar parası olmak.Bu kadar malı yoksa o kişiye kurban vacip değildir.Borçla yada kredi kartıyla kurban kesmek asla caiz değildir, o kurban olmaz. Bu şekilde kurban kesen sadece  et yemiş olur.
'Size, amelce en çok kayıpta bulunanları haber verelim mi?' de    
(Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.

                                                                                      Kehf103/104
                                       
                                                                    Hak dini kur'an dili